Ali Bulaç
Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Ali Bulaç
1- Saflar halinde dizilenlere andolsun,
Ali Bulaç
2- Haykırıp sürükleyenlere,
Ali Bulaç
3- Zikir okuyanlara,
Ali Bulaç
4- Tartışmasız, sizin ilahınız gerçekten birdir.
Ali Bulaç
5- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, doğuların da Rabbi'dir.
Ali Bulaç
6- Şüphesiz biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık.
Ali Bulaç
7- Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;
Ali Bulaç
8- Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;
Ali Bulaç
9- Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azab vardır.
Ali Bulaç
10- Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder).
Ali Bulaç
11- Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
Ali Bulaç
12- Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Ali Bulaç
13- Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Ali Bulaç
14- Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
Ali Bulaç
15- 'Bu, açıkca bir büyüden başkası değildir' dediler.
Ali Bulaç
16- 'Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?'
Ali Bulaç
17- 'Veya önceki atalarımız da mı?'
Ali Bulaç
18- De ki: 'Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
Ali Bulaç
19- İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
Ali Bulaç
20- Derler ki: 'Eyvahlar bize; bu, din günüdür.'
Ali Bulaç
21- 'Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür.'
Ali Bulaç
22- 'Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın.'
Ali Bulaç
23- ' Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün.'
Ali Bulaç
24- 'Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir.'
Ali Bulaç
25- (Onlara seslenilir:) 'Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?'
Ali Bulaç
26- Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Ali Bulaç
27- Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
Ali Bulaç
28- 'Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz.' derler.
Ali Bulaç
29- (Diğerleri de:) 'Hayır' derler. 'Zaten siz mü'min kimseler değildiniz.'
Ali Bulaç
30- 'Bizim üzerinizde zorlayıcı hiç bir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz.'
Ali Bulaç
31- 'Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azab va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız.'
Ali Bulaç
32- 'Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.'
Ali Bulaç
33- Artık o gün azapda ortaktırlar.
Ali Bulaç
34- Doğrusu biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız.
Ali Bulaç
35- Çünkü onlara: 'Allah'tan başka ilah yoktur' denildiği zaman, büyüklük taslarlardı.
Ali Bulaç
36- Ve derlerdi ki: 'Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?'
Ali Bulaç
37- Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
Ali Bulaç
38- Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız.'
Ali Bulaç
39- Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Ali Bulaç
40- Ancak muhlis olan Allah’ın kulları başka.
Ali Bulaç
41- İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır;
Ali Bulaç
42- Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
Ali Bulaç
43- Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
Ali Bulaç
44- Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
Ali Bulaç
45- Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
Ali Bulaç
46- Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).
Ali Bulaç
47- Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
Ali Bulaç
48- Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
Ali Bulaç
49- Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
Ali Bulaç
50- Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
Ali Bulaç
51- Bir sözcü der ki: 'Benim bir yakınım vardı.'
Ali Bulaç
52- 'Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?'
Ali Bulaç
53- 'Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?'
Ali Bulaç
54- (Konuşan yanındakilere) Der ki: 'Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?'
Ali Bulaç
55- Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
Ali Bulaç
56- Dedi ki: 'Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin.'
Ali Bulaç
57- 'Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.
Ali Bulaç
58- 'Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?'
Ali Bulaç
59- 'Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?'
Ali Bulaç
60- Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
Ali Bulaç
61- Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
Ali Bulaç
62- Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?
Ali Bulaç
63- Doğrusu biz, onu kâfirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.
Ali Bulaç
64- Şüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar.
Ali Bulaç
65- Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
Ali Bulaç
66- Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar.
Ali Bulaç
67- Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
Ali Bulaç
68- Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.
Ali Bulaç
69- Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Ali Bulaç
70- Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı.
Ali Bulaç
71- Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Ali Bulaç
72- Andolsun, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
Ali Bulaç
73- Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.
Ali Bulaç
74- Ancak muhlis olan Allah’ın kulları başka.
Ali Bulaç
75- Andolsun, Nuh bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
Ali Bulaç
76- Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
Ali Bulaç
77- Ve onun zürriyetini, (dünyada) onları da baki kıldık.
Ali Bulaç
78- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ali Bulaç
79- Alemler içinde selam olsun Nuh’a.
Ali Bulaç
80- Gerçekten biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ali Bulaç
81- Şüphesiz o, bizim mü’min olan kullarımızdandı.
Ali Bulaç
82- Sonra diğerlerini suda boğduk.
Ali Bulaç
83- Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
Ali Bulaç
84- Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
Ali Bulaç
85- Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”
Ali Bulaç
86- “Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”
Ali Bulaç
87- “Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”
Ali Bulaç
88- Sonra yıldızlara bir göz attı.
Ali Bulaç
89- “Ben, doğrusu hastayım” dedi.
Ali Bulaç
90- Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
Ali Bulaç
91- Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.
Ali Bulaç
92- “Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”
Ali Bulaç
93- Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.
Ali Bulaç
94- Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.
Ali Bulaç
95- Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
Ali Bulaç
96- “Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
Ali Bulaç
97- Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”
Ali Bulaç
98- Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık.
Ali Bulaç
99- (İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”
Ali Bulaç
100- “Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”
Ali Bulaç
101- Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.
Ali Bulaç
102- Böylece (çocuk) yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.”
Ali Bulaç
103- Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.
Ali Bulaç
104- Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik.
Ali Bulaç
105- “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”
Ali Bulaç
106- Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.
Ali Bulaç
107- Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.
Ali Bulaç
108- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ali Bulaç
109- İbrahim’e selam olsun.
Ali Bulaç
110- Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ali Bulaç
111- Şüphesiz o, bizim mü’min olan kullarımızdandır.
Ali Bulaç
112- Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik.
Ali Bulaç
113- Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.
Ali Bulaç
114- Andolsun, biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk.
Ali Bulaç
115- Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.
Ali Bulaç
116- Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.
Ali Bulaç
117- Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik.
Ali Bulaç
118- Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
Ali Bulaç
119- Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ali Bulaç
120- Musa’ya ve Harun’a selam olsun.
Ali Bulaç
121- Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ali Bulaç
122- Şüphesiz ikisi, bizim mü’min olan kullarımızdandılar.
Ali Bulaç
123- Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.
Ali Bulaç
124- Hani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”
Ali Bulaç
125- “Siz Ba’le tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”
Ali Bulaç
126- “Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”
Ali Bulaç
127- Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azab için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.
Ali Bulaç
128- Ancak, muhlis olan Allah’ın kulları başka.
Ali Bulaç
129- Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Ali Bulaç
130- İlyas’a selam olsun.
Ali Bulaç
131- Şüphesiz biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Ali Bulaç
132- Şüphesiz o, bizim mü’min olan kullarımızdandı.
Ali Bulaç
133- Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Ali Bulaç
134- Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
Ali Bulaç
135- Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
Ali Bulaç
136- Sonra geride kalanları yerle bir ettik.
Ali Bulaç
137- Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.
Ali Bulaç
138- Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?
Ali Bulaç
139- Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
Ali Bulaç
140- Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Ali Bulaç
141- Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
Ali Bulaç
142- Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
Ali Bulaç
143- Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
Ali Bulaç
144- Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
Ali Bulaç
145- Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
Ali Bulaç
146- Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
Ali Bulaç
147- Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
Ali Bulaç
148- Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.
Ali Bulaç
149- Şimdi onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
Ali Bulaç
150- Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?
Ali Bulaç
151- Dikkat edin; gerçekten onlar, uydurdukları yalandan dolayı derler ki:
Ali Bulaç
152- “Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söylüyorlar.
Ali Bulaç
153- (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?
Ali Bulaç
154- Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Ali Bulaç
155- Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz?
Ali Bulaç
156- Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
Ali Bulaç
157- Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.
Ali Bulaç
158- Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.
Ali Bulaç
159- Onların nitelendirdiklerinden Allah yücedir.
Ali Bulaç
160- Ancak muhlis olan Allah’ın kulları başka.
Ali Bulaç
161- Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.
Ali Bulaç
162- O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.
Ali Bulaç
163- Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).
Ali Bulaç
164- (Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”
Ali Bulaç
165- “Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”
Ali Bulaç
166- “Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”
Ali Bulaç
167- Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:
Ali Bulaç
168- ”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”
Ali Bulaç
169- “Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”
Ali Bulaç
170- Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir.
Ali Bulaç
171- Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Ali Bulaç
172- Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.
Ali Bulaç
173- Ve şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.
Ali Bulaç
174- Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ali Bulaç
175- Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Ali Bulaç
176- Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Ali Bulaç
177- Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur.
Ali Bulaç
178- Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Ali Bulaç
179- Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.
Ali Bulaç
180- Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir.
Ali Bulaç
181- Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.
Ali Bulaç
182- Ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.