Ali Bulaç
Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Ali Bulaç
1- Ta, sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık olan kitabın ayetleridir.
Ali Bulaç
2- Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir.
Ali Bulaç
3- Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.
Ali Bulaç
4- Ahirete inanmayanlara gelince; biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, 'körlük içinde şaşkınca dolaşırlar'.
Ali Bulaç
5- İşte onlar; en kötü azab onlarındır ve ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır.
Ali Bulaç
6- Hiç şüphesiz, bu Kur'an, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve her şeyi gerçeğiyle) bilen (Allah'ın) katından ilka edilmektedir.
Ali Bulaç
7- Hani Musa ailesine: 'Şüphesiz ben bir ateş gördüm' demişti. 'Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.'
Ali Bulaç
8- Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: 'Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.
Ali Bulaç
9- 'Ey Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım.'
Ali Bulaç
10- 'Asanı bırak;' (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz.'
Ali Bulaç
11- 'Ancak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim.'
Ali Bulaç
12- 'Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir.'
Ali Bulaç
13- Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: 'Bu, apaçık bir büyüdür.'
Ali Bulaç
14- Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
Ali Bulaç
15- Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: 'Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamdolsun.' dediler.
Ali Bulaç
16- Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: 'Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, açık bir üstünlüktür.'
Ali Bulaç
17- Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
Ali Bulaç
18- Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: 'Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.'
Ali Bulaç
19- (Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: 'Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.'
Ali Bulaç
20- Kuşları denetledikten sonra dedi ki: 'Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?'
Ali Bulaç
21- 'Onu gerçekten şiddetli bir azabla azablandıracağım ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir.'
Ali Bulaç
22- Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: 'Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim.'
Ali Bulaç
23- 'Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her şeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var.'
Ali Bulaç
24- 'Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.'
Ali Bulaç
25- 'Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar).'
Ali Bulaç
26- 'O Allah, O'ndan başka ilah yoktur, büyük Arş'ın Rabbidir.'
Ali Bulaç
27- (Süleyman:) 'Bakacağız, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?' dedi.
Ali Bulaç
28- 'Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?'
Ali Bulaç
29- (Hüdhüd'ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: 'Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı.'
Ali Bulaç
30- 'Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır.'
Ali Bulaç
31- (İçinde de:) 'Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin' diye (yazılmaktadır).
Ali Bulaç
32- Dedi ki: 'Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (her şeye) şahidlik etmedikçe ben hiç bir işte kesin (karar veren biri) değilim.'
Ali Bulaç
33- Dediler ki: 'Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen (biz uygularız).
Ali Bulaç
34- Dedi ki: 'Gerçekten hükümdarlar (krallar) bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, öyle yaparlar.'
Ali Bulaç
35- 'Onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler.'
Ali Bulaç
36- (Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: 'Sizler bana mal ile yardımda mı bulunacaksınız? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz' dedi.
Ali Bulaç
37- 'Onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.'
Ali Bulaç
38- (Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) 'Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?' dedi.
Ali Bulaç
39- Cinlerden İfrit: 'Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.' dedi.
Ali Bulaç
40- Yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: 'Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.' Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: 'Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiç bir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır.
Ali Bulaç
41- Dedi ki: 'Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak?
Ali Bulaç
42- Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: 'Senin tahtın böyle mi?' denildi. Dedi ki: 'Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz müslüman olmuştuk.'
Ali Bulaç
43- Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkâr eden bir kavimdendi.
Ali Bulaç
44- Ona: 'Köşke gir' denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: 'Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir.' Dedi ki: 'Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.'
Ali Bulaç
45- Andolsun, biz Semud (kavmine) kardeşleri Salih'i: 'Yalnızca Allah'a kulluk edin' diye (demek üzere) gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine düşman kesilmiş iki gruptur.
Ali Bulaç
46- 'Ey kavmim” dedi, “neden iyilikten önce kötülük konusunda acele ediyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz.'
Ali Bulaç
47- Dediler ki: 'Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.' Dedi ki: 'Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah katında (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz.'
Ali Bulaç
48- Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.
Ali Bulaç
49- Aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: 'Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık, gerçekten doğruyu söylüyoruz, diyelim.'
Ali Bulaç
50- Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) farkında olmadıkları bir düzen kurduk.
Ali Bulaç
51- Artık onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.
Ali Bulaç
52- İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır.
Ali Bulaç
53- İman edenleri ve sakınanları kurtardık.
Ali Bulaç
54- Lut da; hani kavmine demişti ki: 'Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?'
Ali Bulaç
55- 'Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz.'
Ali Bulaç
56- Kavminin cevabı: 'Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış' demekten başka olmadı.
Ali Bulaç
57- Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azab içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
Ali Bulaç
58- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.
Ali Bulaç
59- Dedi ki: 'Hamd Allah'ındır ve selam O'nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlı, yoksa onların ortak koştukları mı?'
Ali Bulaç
60- (Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
Ali Bulaç
61- Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar.
Ali Bulaç
62- Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.
Ali Bulaç
63- Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
Ali Bulaç
64- Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: 'Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz.'
Ali Bulaç
65- De ki: 'Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.'
Ali Bulaç
66- Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri 'ard arda toplanıp pekiştirildi,’ hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler.
Ali Bulaç
67- İnkârcılar dedi ki: 'biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip-çıkartılacakmışız?'
Ali Bulaç
68- 'Andolsun, bu (azab ve dirilme) tehdidi, bize ve daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir.'
Ali Bulaç
69- De ki: 'Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün'
Ali Bulaç
70- Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma.
Ali Bulaç
71- Derler ki: 'Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'dolunan (azab) ne zaman?'
Ali Bulaç
72- De ki: 'Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile.'
Ali Bulaç
73- Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.
Ali Bulaç
74- Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.
Ali Bulaç
75- Gökte ve yerde gizli olan hiç bir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.
Ali Bulaç
76- Gerçek şu ki, bu Kur'an, İsrailoğullarına hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin bir çoğunu aktarıp anlatıyor.
Ali Bulaç
77- Ve gerçekten o, mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
Ali Bulaç
78- Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.
Ali Bulaç
79- Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık hak üzeresin.
Ali Bulaç
80- Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara çağrıyı işittiremezsin.
Ali Bulaç
81- Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte müslüman olanlar bunlardır.
Ali Bulaç
82- O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.
Ali Bulaç
83- Her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar 'tutuklanıp (azab yerine) dağıtılırlar.'
Ali Bulaç
84- Nihayet geldikleri zaman, (Allah) der ki: 'Siz benim ayetlerimi, bilgi bakımından kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?'
Ali Bulaç
85- Zulmetmelerine karşılık, söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar.
Ali Bulaç
86- Görmediler mi, biz geceyi onda sükun bulmaları için, gündüzü de aydınlık(la görsünler) diye yarattık. Şüphesiz, iman eden bir kavim için bunda ayetler vardır.
Ali Bulaç
87- Sur'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri 'boyun bükmüş' olarak O'na gelmişlerdir.
Ali Bulaç
88- Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Her şeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdârdır.
Ali Bulaç
89- Kim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün korkusuna karşı güvenlik içindedirler.
Ali Bulaç
90- Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve onlara:) 'Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?' (denir).
Ali Bulaç
91- (De ki:) 'Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve dokunulmaz kıldı. Her şey O'nundur. Ve müslümanlardan olmakla emrolundum.'
Ali Bulaç
92- 'Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak olursa, de ki: 'Ben yalnızca uyarıcılardanım.'
Ali Bulaç
93- Ve de ki: 'Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız.' Senin Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.