Ali Bulaç
Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Ali Bulaç
1- Mü'minler gerçekten felah bulmuştur;
Ali Bulaç
2- Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;
Ali Bulaç
3- Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir;
Ali Bulaç
4- Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir;
Ali Bulaç
5- Ve onlar ırzlarını (iffetlerini) koruyanlardır;
Ali Bulaç
6- Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.
Ali Bulaç
7- Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.
Ali Bulaç
8- (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.
Ali Bulaç
9- Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.
Ali Bulaç
10- İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.
Ali Bulaç
11- Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde ebedi olarak kalacaklardır.
Ali Bulaç
12- Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
Ali Bulaç
13- Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Ali Bulaç
14- Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.
Ali Bulaç
15- Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız.
Ali Bulaç
16- Sonra gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.
Ali Bulaç
17- Andolsun, üstünüzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller değiliz.
Ali Bulaç
18- Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.
Ali Bulaç
19- Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; onlardan yemektesiniz.
Ali Bulaç
20- Ve (daha çok) Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir.
Ali Bulaç
21- Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var; onlardan yemektesiniz.
Ali Bulaç
22- Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız.
Ali Bulaç
23- Andolsun, Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: 'Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?'
Ali Bulaç
24- Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: 'Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmiş değiliz.'
Ali Bulaç
25- 'O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin.'
Ali Bulaç
26- 'Rabbim' dedi (Nuh). 'Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.'
Ali Bulaç
27- Böylelikle biz ona: 'Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş) onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır' diye vahyettik.
Ali Bulaç
28- 'Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: 'Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun.'
Ali Bulaç
29- Ve de ki: 'Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, sen konuklayanların en hayırlısısın.'
Ali Bulaç
30- Hiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve biz gerçekten denemeden geçiririz.
Ali Bulaç
31- Sonra onların ardından bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik.
Ali Bulaç
32- Onlara da kendi içlerinden: 'Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?' (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.
Ali Bulaç
33- Kendi kavminden, inkâr edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: 'Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir.'
Ali Bulaç
34- 'Eğer benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz.'
Ali Bulaç
35- 'O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?'
Ali Bulaç
36- 'Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat...'
Ali Bulaç
37- 'O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.'
Ali Bulaç
38- 'O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz.'
Ali Bulaç
39- (Peygamber) Dedi ki: 'Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et.'
Ali Bulaç
40- (Allah) Dedi ki: 'Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar.'
Ali Bulaç
41- Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun.
Ali Bulaç
42- Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa ettik.
Ali Bulaç
43- Ümmetlerden hiçbiri, kendisine tesbit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir.
Ali Bulaç
44- Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun.
Ali Bulaç
45- Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
Ali Bulaç
46- Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu.
Ali Bulaç
47- Dediler ki: 'Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar.'
Ali Bulaç
48- Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.
Ali Bulaç
49- Andolsun, biz Musa’ya kitabı verdik, belki hidayete ererler diye.
Ali Bulaç
50- Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.
Ali Bulaç
51- Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.
Ali Bulaç
52- İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse benden korkup-sakının.
Ali Bulaç
53- Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.
Ali Bulaç
54- Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Ali Bulaç
55- Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla
Ali Bulaç
56- Onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.
Ali Bulaç
57- Gerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar,
Ali Bulaç
58- Rablerinin ayetlerine iman edenler,
Ali Bulaç
59- Rablerine ortak koşmayanlar,
Ali Bulaç
60- Ve gerçekten Rablerine dönecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri ürpererek verenler;
Ali Bulaç
61- İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler.
Ali Bulaç
62- Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiç bir haksızlığa uğratılmazlar.
Ali Bulaç
63- Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar.
Ali Bulaç
64- Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azab ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.
Ali Bulaç
65- Bugün feryad etmeyin, çünkü bizden yardım göremezsiniz.
Ali Bulaç
66- Gerçekten benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;
Ali Bulaç
67- Buna (ayetlerime) karşı kibirlenerek; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz.
Ali Bulaç
68- Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Ali Bulaç
69- Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar?
Ali Bulaç
70- Yahut: 'Onda bir delilik var' mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.
Ali Bulaç
71- Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Ali Bulaç
72- Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Ali Bulaç
73- Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.
Ali Bulaç
74- Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır.
Ali Bulaç
75- Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı giderirsek (de), taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.
Ali Bulaç
76- Andolsun, onları azabla (da) yakaladık, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp-yalvarmadılar.
Ali Bulaç
77- Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.
Ali Bulaç
78- O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
Ali Bulaç
79- O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız.
Ali Bulaç
80- O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ali Bulaç
81- Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.
Ali Bulaç
82- Dediler ki: 'Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz?'
Ali Bulaç
83- 'Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.'
Ali Bulaç
84- De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve içinde olanlar kimindir?'
Ali Bulaç
85- 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?'
Ali Bulaç
86- De ki: 'Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?'
Ali Bulaç
87- 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Yine de sakınmayacak mısınız?'
Ali Bulaç
88- De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor.'
Ali Bulaç
89- 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Öyleyse nasıl oluyor da (böyle) büyüleniyorsunuz?'
Ali Bulaç
90- Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.
Ali Bulaç
91- Allah, hiç bir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiç bir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürürdü ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir.
Ali Bulaç
92- Gaybı ve müşahede edilebileni bilendir; ortak koştuklarından yücedir.
Ali Bulaç
93- De ki: 'Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen,'
Ali Bulaç
94- 'Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma.'
Ali Bulaç
95- Gerçek şu ki biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz.
Ali Bulaç
96- Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz.
Ali Bulaç
97- Ve de ki: 'Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım.'
Ali Bulaç
98- 'Ve onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim.'
Ali Bulaç
99- Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: 'Rabbim, beni geri çevirin.'
Ali Bulaç
100- 'Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım.' Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.
Ali Bulaç
101- Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.
Ali Bulaç
102- Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Ali Bulaç
103- Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.
Ali Bulaç
104- Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler.
Ali Bulaç
105- Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?
Ali Bulaç
106- Dediler ki: 'Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi , biz sapan bir topluluk imişiz.'
Ali Bulaç
107- 'Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkâra) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz.'
Ali Bulaç
108- Der ki: 'Onun içine sinin ve benimle söyleşmeyin.'
Ali Bulaç
109- 'Çünkü gerçekten benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de,'
Ali Bulaç
110- 'Siz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz.'
Ali Bulaç
111- 'Bugün ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir.'
Ali Bulaç
112- Dedi ki: 'Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?'
Ali Bulaç
113- Dediler ki: 'Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.'
Ali Bulaç
114- Dedi ki: 'Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,'
Ali Bulaç
115- 'Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?'
Ali Bulaç
116- Hak melik olan Allah pek yücedir, Ondan başka ilah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir.
Ali Bulaç
117- Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa, artık onun hesabı Rabbinin katındadır. Şüphesiz inkâr edenler kurtuluşa eremezler.
Ali Bulaç
118- Ve de ki: 'Rabbim, bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.'