Ali Bulaç
Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Ali Bulaç
1- Ta, Ha.
Ali Bulaç
2- Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,
Ali Bulaç
3- 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).
Ali Bulaç
4- Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
Ali Bulaç
5- Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir.
Ali Bulaç
6- Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.
Ali Bulaç
7- Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi ve gizlinin gizlisini de bilir.
Ali Bulaç
8- Allah; O'ndan başka ilah yoktur. En güzel isimler O'nundur.
Ali Bulaç
9- Sana Musa'nın haberi geldi mi?
Ali Bulaç
10- Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: 'Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.'
Ali Bulaç
11- Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: 'Ey Musa.'
Ali Bulaç
12- 'Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın.'
Ali Bulaç
13- 'Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle.'
Ali Bulaç
14- 'Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.'
Ali Bulaç
15- 'Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim.'
Ali Bulaç
16- 'Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın.'
Ali Bulaç
17- 'Sağ elindeki nedir ey Musa?'
Ali Bulaç
18- Dedi ki: 'O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.'
Ali Bulaç
19- Dedi ki: 'Onu at, ey Musa.'
Ali Bulaç
20- Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).
Ali Bulaç
21- Dedi ki: 'Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.'
Ali Bulaç
22- 'Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın.'
Ali Bulaç
23- 'Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım.'
Ali Bulaç
24- 'Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor.'
Ali Bulaç
25- Dedi ki: 'Rabbim, benim göğsümü aç.'
Ali Bulaç
26- 'İşimi kolaylaştır.'
Ali Bulaç
27- 'Dilimden düğümü çöz;'
Ali Bulaç
28- 'Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar.'
Ali Bulaç
29- 'Ailemden bana bir yardımcı kıl,'
Ali Bulaç
30- 'Kardeşim Harun'u'
Ali Bulaç
31- 'Onunla arkamı kuvvetlendir.'
Ali Bulaç
32- 'Onu işimde ortak kıl,'
Ali Bulaç
33- 'Böylece seni çok tesbih edelim.'
Ali Bulaç
34- 'Ve seni çok zikredelim.'
Ali Bulaç
35- 'Şüphesiz Sen bizi görüyorsun.'
Ali Bulaç
36- (Allah) Dedi ki: 'Ey Musa istediğin sana verilmiştir.'
Ali Bulaç
37- 'Andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.'
Ali Bulaç
38- 'Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)'
Ali Bulaç
39- 'Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim.'
Ali Bulaç
40- 'Hani kız kardeşin gezinip; 'Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?' demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve üzülmesin. Sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa.'
Ali Bulaç
41- 'Seni kendim için seçtim.'
Ali Bulaç
42- 'Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın.
Ali Bulaç
43- 'İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.'
Ali Bulaç
44- 'Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.'
Ali Bulaç
45- Dediler ki: 'Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz.'
Ali Bulaç
46- Dedi ki: 'Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum.'
Ali Bulaç
47- 'Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.'
Ali Bulaç
48- 'Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azab, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir.'
Ali Bulaç
49- (Ona gidip aynı bunları söylediklerinde, Firavun onlara) Dedi ki: 'Sizin Rabbiniz kimdir ey Musa?'
Ali Bulaç
50- Dedi ki: 'Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir.'
Ali Bulaç
51- (Firavun) Dedi ki: 'İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?'
Ali Bulaç
52- Dedi ki: 'Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz.'
Ali Bulaç
53- 'Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık.'
Ali Bulaç
54- 'Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
Ali Bulaç
55- Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
Ali Bulaç
56- Andolsun, biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti.
Ali Bulaç
57- Dedi ki: 'Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?'
Ali Bulaç
58- 'Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi bir 'buluşma zamanı ve yeri' tesbit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun' dedi.
Ali Bulaç
59- (Musa) Dedi ki: 'Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun).'
Ali Bulaç
60- Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) bir araya getirdi, sonra geldi.
Ali Bulaç
61- Musa onlara dedi ki: 'Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir.'
Ali Bulaç
62- Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya ve gizli konuşmalara başladılar.
Ali Bulaç
63- Dediler ki: 'Bunlar her halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istiyorlar.'
Ali Bulaç
64- 'Bundan ötürü, tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtulmuştur.'
Ali Bulaç
65- 'Ey Musa' dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım.'
Ali Bulaç
66- Dedi ki: 'Hayır, siz atın.' Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.
Ali Bulaç
67- Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.
Ali Bulaç
68- 'Korkma' dedik. 'Muhakkak sen üstün geleceksin.'
Ali Bulaç
69- 'Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.'
Ali Bulaç
70- Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: 'Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik' dediler.
Ali Bulaç
71- (Firavun) Dedi ki: 'Ben size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız.'
Ali Bulaç
72- Dediler ki: 'Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz.' Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.'
Ali Bulaç
73- 'Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir.'
Ali Bulaç
74- 'Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ne ölebilir, ne dirilebilir.'
Ali Bulaç
75- 'Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır.'
Ali Bulaç
76- 'İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır.'
Ali Bulaç
77- Andolsun, biz Musa'ya vahyetmiştik: 'Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan.'
Ali Bulaç
78- Firavun, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.
Ali Bulaç
79- Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.
Ali Bulaç
80- Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
Ali Bulaç
81- Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.
Ali Bulaç
82- Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.
Ali Bulaç
83- 'Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?'
Ali Bulaç
84- Dedi ki: 'Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim.'
Ali Bulaç
85- Dedi ki: 'Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı.'
Ali Bulaç
86- Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: 'Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?'
Ali Bulaç
87- Dediler ki: 'Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı.'
Ali Bulaç
88- Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, 'İşte bu sizin ilahınız, Musa'nın ilahı da budur; fakat (Musa) unuttu' dediler.
Ali Bulaç
89- Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?
Ali Bulaç
90- Andolsun, Harun bundan önce onlara: 'Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin' demişti.
Ali Bulaç
91- Demişlerdi ki: 'Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız.'
Ali Bulaç
92- (Musa da gelince:) 'Ey Harun' demişti. 'Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?'
Ali Bulaç
93- 'Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?'
Ali Bulaç
94- Dedi ki: 'Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin' demenden endişe edip korktum.'
Ali Bulaç
95- (Musa) Dedi ki: 'Ya senin amacın nedir ey Samiri?'
Ali Bulaç
96- Dedi ki: 'Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.'
Ali Bulaç
97- Dedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: 'Bana dokunulmasın') deyip yerinmendir.' Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azab dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız.'
Ali Bulaç
98- 'Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun başka ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır.'
Ali Bulaç
99- Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana katımızdan bir zikir verdik.
Ali Bulaç
100- Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir.
Ali Bulaç
101- O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.
Ali Bulaç
102- Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız.
Ali Bulaç
103- (Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız' diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.
Ali Bulaç
104- Onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: 'Siz yalnızca bir gün kaldınız' derler.
Ali Bulaç
105- Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: 'Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak'
Ali Bulaç
106- 'Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır.'
Ali Bulaç
107- 'Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne bir tümsek.'
Ali Bulaç
108- O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahmana karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.
Ali Bulaç
109- O gün, Rahmanın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.
Ali Bulaç
110- O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.
Ali Bulaç
111- (Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.
Ali Bulaç
112- Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından.
Ali Bulaç
113- Böylece biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup-sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.
Ali Bulaç
114- Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: 'Rabbim, ilmimi arttır.'
Ali Bulaç
115- Andolsun, biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
Ali Bulaç
116- Hani biz meleklere: 'Adem'e secde edin' demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
Ali Bulaç
117- Bunun üzerine dedik ki: 'Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun.'
Ali Bulaç
118- Şüphesiz, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır.'
Ali Bulaç
119- Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve (yakıcı sıcakta) yanmayacaksın da.'
Ali Bulaç
120- Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: 'Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?'
Ali Bulaç
121- Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.
Ali Bulaç
122- Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.
Ali Bulaç
123- Dedi ki: 'Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.'
Ali Bulaç
124- 'Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.'
Ali Bulaç
125- 'O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?'
Ali Bulaç
126- (Allah da) Der ki: 'İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın.'
Ali Bulaç
127- İşte biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.
Ali Bulaç
128- Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için ayetler vardır.
Ali Bulaç
129- Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu.
Ali Bulaç
130- Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
Ali Bulaç
131- Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
Ali Bulaç
132- Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz. (Güzel) Sonuç takvanındır.
Ali Bulaç
133- Dediler ki: 'Bize kendi Rabbinden bir ayet (mucize) getirmesi gerekmez miydi?' Onlara önceki kitaplarda açık belgeler gelmedi mi?
Ali Bulaç
134- Eğer biz onları bundan önceki bir azab ile yıkıma uğratmış olsaydık, şüphesiz diyeceklerdi ki: 'Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de, küçülmeden ve aşağılanmadan önce senin ayetlerine tâbi olsaydık.'
Ali Bulaç
135- De ki: 'Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz.'